ucgun:

ilk gün giydiklerini hatırlıyorum, yüzünün her halini biliyorum, bütün çiçekli elbiselerini tanıyorum, suratın sanki rahimden beri gördüğüm, uzanıyorum hiç utanmadan üstüne gidebiliyorum, saçlarının her boyuna şahit oluyorum, arsızca seviyorum aşık gibi kardeş gibi, tarifsiz yemeklerin biraz da şuralarından uydurulması, olmayan kıyafetlerin buralarından daraltılması gibi, tüm zayıflıklarını, yemediğin ittiğin tabakları, omuzlarının depremlerini, kahkahanın incelişini, eski tanışıklığı senelerin verdiği yakınlığı, hep aynı heceyle biter gibi uyumunu yüzünün her uyumsuzluğunu, çocukluğunu, olduğunu, olamadığını, aşık gibi kardeş gibi, öldür beni ben dayanamıyorum. yabancılaşmaya dayanamıyorum. ne yapıyorsun diyorum kes bileklerimi ben kan göremem.

öldür beni. göm beni. 

(via istoriesmearkoudes)

Bir kadın şarabını yudumladı şişenin sonunda “ulan sakalları çok güzeldi” diyerek ağladı.

Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma derdi. Boş yere mağaramdan çıkartma beni, alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme, boşuna tedirgin etme beni. Bu sefer geride bir şey bırakmadım, tasımı tarağımı topladım geldim, neyim var neyim yoksa ortaya döktüm, beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim, bir kere çavuş olduktan sonra bir daha amelelik yapamayan zavallı köylüye dönerim beni uyandırma.

— Oğuz Atay, Tutunamayanlar (via safa-samsa)

(via olmnbrceset)

Saçlarının Kokusu

onderdenizcavuslar:

Ben saçlarını koklayınca Tanrı'nın müjdelediği cenneti aklıma getirdim bugün. Biliyor musun uçurum kıyısında kaderime doğru, denizin hırçın dalgalarına taş atarken ve hiç olmadığım kadar kimsesizken minik serçeler uçuşuverdi kalbimde. Sen, ahu gözlüm. Ömrüme baharı fısıldadın gelişinle. Sayende çocukluğuma döndüm. Dönme dolapta mahsur kaldım. Çarpışan arabayı ehliyetsiz kullandım. Kapı zillerine basıp kaçmaya yeltendim. Sokak ortasında topa sertçe vurup komşu teyzelerin camını kırmayı planladım. Saklambaç oynuyordu mahallenin bebeleri, aralarına katıldım en önce seni bulmak istedim. Ama sen derinlerime saklanmıştın. Hiç kaybetmeyecekmişcesine tutup çıkardım. Yaşama inanmaktan vazgeçmişken, tuttun sen de ellerimden beni ölesiye yaşamaya inandırdın.

Ve sonra; “Ölmekten korkma” dedin, gözlerime bakıp. “Biz seninle, hayattan vazgeçenlere inat bir ömrü birbirimizden hiç vazgeçmeden yaşayacağız.”

(via biravucdeniz-deactivated2017010)